• SEVEN FOUR LIFE CITY
  • KUŞADASI / DAVUTLAR

Efes

Bizans İmparatoru Justinyen’in MS.6.yy.’da St.Jean adına yaptırdığı bazilika,Ayasuluk Tepesi’nde yer almaktadır. 40X110 metre boyutlarındadır. Batıdan girilen yapının planı bir haç’ı andırır. Kilise kısmı kalın fil ayakların taşıdığı altı büyük kubbe ile örtülü olan bazilike ve Nartex bir kubbe ile örtülüdür. Bazilika’nın ortasında kubbe altında ve zemin seviyesi altında olan St.Jean Mezarı’nın doğu tarafında rahiplerin oturdukları kısımlar bulunur.Bu yapılar kiliseden yarım daire biçiminde ayrılır. Mezar alanının kuzeyinde hristiyan din adamlarının resimlerden oluşan fresklerin bulunduğu kilisenin restore edilen sütun başlıkları üzerinde İmparator Justinyen ile karısı Theodora’nın monogramları vardır.

Bizans İmparatoru Justinyen’in MS.6.yy.’da St.Jean adına yaptırdığı bazilika,Ayasuluk Tepesi’nde yer almaktadır. 40X110 metre boyutlarındadır. Batıdan girilen yapının planı bir haç’ı andırır. Kilise kısmı kalın fil ayakların taşıdığı altı büyük kubbe ile örtülü olan bazilike ve Nartex bir kubbe ile örtülüdür. Bazilika’nın ortasında kubbe altında ve zemin seviyesi altında olan St.Jean Mezarı’nın doğu tarafında rahiplerin oturdukları kısımlar bulunur.Bu yapılar kiliseden yarım daire biçiminde ayrılır. Mezar alanının kuzeyinde hristiyan din adamlarının resimlerden oluşan fresklerin bulunduğu kilisenin restore edilen sütun başlıkları üzerinde İmparator Justinyen ile karısı Theodora’nın monogramları vardır.

Stadyumun karşısında bulunan tepede kurulu Akropol’ün MÖ.6 yy.’da yapıldığı sanılmaktadır. Tepenin kuzey batısında MÖ.350 yıllarına ait bir tapınak bulunmaktadır.

Stadyumdan sonra gelen Bizans Hamamları içinde MS.6 yy.’la ait bir çok küp bulunması nedeniyle " Sarhoşlar Hamamı " olarak anılmaktadır. Büyük bir salona ve çeşitli banyo dairelerine sahiptir.

Bizans Hamamları’nın karşısında yer alan Çifte Kiliseler’in Hırıstiyanlık dünyası için son derece özel bir önemi vardır.MÖ.431 ve 438 yıllarında konsüllerin toplandıkları kilise 26.5 x 29.5 metre boyutlarında bir yapıdır.MS.2 yy.’da Roma döneminde bir bazilikaya döneşen yapı,Meryem Ana’ya adanmış,burada yapılan 3.Konsül Toplantısı’nda katolizmin doğması kararları alınmıştır.Kilise dünyada Hırıstiyanlığın ilk yedi kilisesinden birisi olması nedeniyle bugün bile büyük önem taşımaktadır.Bazilika’nın MS.4 yy.’da kiliseye dönüştürülmesi esnasında batı tarafına nefli bir yapı eklendiği ve batı girişinden sonra büyük bir Atriyum’un yer aldığı gözlenmetedir.Kilise kısmına geçmek için tabanı mozaikli bir Natrex’ten geçilir.Vaftiz yerinin ortasında vaftiz havuzu ve duvarlarında hac figürleri bulunmaktadır. MS. 7 yy.’da kilisenin apsisinden açılan bir kapı ile ikinci bir kilise inşaa edilmiş ve böylece kiliselerin adı " Çifte Kiliseler " olarak anılmıştır.Bu yeni açılan bölüm din adamlarının ikametlerine ayrılan kısımları içerir.Meryem Ana adına sunulan ilk kilise olması nedeniyle kilise ve çevresi dini bir merkez durumundadır.

İlk kez MS. 2 yy.da yapılan hamam 4.yy.’da İmparator Konstantinus döneminde onarım görmüş ve bazı değişiklikler yapılmıştır. Bu yüzden buraya Konstantinus Hamamları’da denmektedir.

Efes’teki harebeleri gezmek için hamamların karşısında bulunan ve limana kadar uzanan mermer döşeli görkemli bir caddeye çıkılır.Bu caddeye çıkarken izlenen yolun sonunda ,çok az kalıntıları mevcut olan ve MS. 2 yy.’a tarihlenen Tiyatro Gymnasium’ u yer alır.Sağ tarafta ise Liman Gymnasium’u ve hamamı görülür.Limandan tiyatroya kadar uzanan cadde,gerçekte hellenistik dönemde yapılmış olmakla beraber,İmparator Arkadianus tarafından onartıldığından onun adını izafeten " Arkadiane " olarak bilinir.11 metre genişliğinde 350 metre uzunluğunda olan görkemli caddenin iki yanında yer alan mermer sütunlar bugün de ayaktadır.Bu cadde aşağıda limana,gerçekten sanat abidesi bir kapı ile açılır.Yan taraflarda ise dükkanlar sıralıdır.Dükkanların altında su yolu ortaya çıkarılmıştır.Şehrin sularının kesilmesi durumunda bu su yollarından geçen kaynak sularının devreye girdiği anlaşılmaktadır.Tümüyle mermer döşeli olan Arkadiane’nin zemin döşemesi altında limana kadar uzanan bir kanalizasyon vardır.Şehrin en önemli caddesi olan bu cadde daha çok törenlerin,şenliklerin ve önemli geçitlerin yapıldığı bir caddedir.Karalların karşılandığı bir çok önemli gösterinin ve dini törenin yapıldığı bu cadde aynı zamanda limana gelen ve giden tüm mal ve servetin aktığı yol olduğundan " Liman Caddesi " olarak anılır.Kral Yolu’da denilen bu caddenin bu denli çeşitli isimlerle anılması önemli bir cadde olduğunu göstermektedir.

Arkadiane’nin sağ tarafında yer alan MS.2 yy.’a tarihlenen Tiyatro Gymnasium’undan günümüze çok az kalıntı gelebilmiştir. Planlı bir yapı olan eserde atletizm oyunlarının yapıldığı bilinmekte ve yarışmaların yapıldığı bir avlu ve bu avluyu çevreleyen portiko halen gözlenebilmektedir.

Efes Harabeleri’nin en güzel yapılarından biri olan tiyatro oldukça sağlam kalmış ve restorasyonlarlabugün de Efes Festivali gibi şenliklerde rahatlıkla kullanılmaktadır.Bu güzel ve 25.000 kişi kapasiteli büyük bir tiyatronun kuzey batısında 2 ionik sütunlu hellenistik bir çeşme yerleştirilmiştir.Tiyatronun ilk kez hellenistik dönemde yapıldığı bilinmekte ise de bugüne gelen tiyatronun İmparator Cladius zamanında yeniden inşaasına başlatıldığı,İmparator Trianus (98-117) döneminde tamamlandığı bilinmektedir.Tiyatronun ön kısmında oldukça sağlam ve iri taşlardan yapılmış soyunma yerleri belirgin şekilde görülmektedir.Bu mekanlar günümüzde " Efes Festivali " için sanatçıların soyunma yerleri olarak kullanımaktadır.İlk döneminde 3 katlı olan tiyatro her biri 22’şer basamaklı üç bölümden oluşur. Sahne binası 18 metre yüksekliğindedir. MS. 54 yıllarında St.Paul ’un bu tiyatrodan Efes’e seslendiği ve büyük tepkiyle karşılandığı rivayet edilir. 25X40 ebatlarındaki sahnenin arka duvarları son derece süslü ve nişler içinde heykellerin bulunduğu bir görünüm taşımaktadır. Akustiğin çok iyi olduğu tiyatroda,sahnenin görünmesini sağlamak açısından tribün çok dik inşaa edilmiştir.

Tiyatronun karşısında yer alan ünlü ticaret agorası giriş kapıları ve agora alanını çevreleyen sutünları ile dikkat çeker.Esas yapı hellenistik olmakla beraber,bugün kalıntıları görülen Agora, İmparator Agustus döneminde yenilenmiştir.Dört tarafı stoa ile çevrili olan Agora 2 katlı, çift kolonlu ve dorik üslupludur.

Efes’in güneydoğusunda bulunan Magnesia kapısından kuzeybatıda Koresos kapısına kadar uzanan yaklaşık 400 metrelik mermer cadde MS.5. yy.’da yeniden yapılmıştır.Altından geçen kanalizasyon sistemi denize kadar uzanır.Caddenin batı kanalı İmparator Neron tarafından ( MS. 54-68 ) yılları arasında yapılmıştır. Cadde seviyesinde yüksekte bulunan portikoya tivcari agoranın iki katı açılır. Mermer Caddesi ile Celsus Kütüphanesi arasındaki açık alanda Auditorium’un bulunduğu,burada konuşmaların yapılıp,şiirler okunarak söylevler verildiği bilinmektedir.

Agora’nın güney yanında yer alan Celsus Kitaplığı, MS.135 yıllarında Asya Konsülü Julius Celsus Halemaeanus adına oğlu Julius Agiula tarafından Romalı Mimar Vitruoya’ya yaptırılmıştır. 60.92 x 16.72 metre ebatlarındaki dıştan iki katlı içten 15 metre yüksekliğinde tek bir salondan oluşur. Salonu çevreleyen 3 katlı galerilerden duvarlara serpiştirilmiş pencerelerden ışık süzülür,arka duvardaki bir kapıdan Celsus’un mezarına geçilir.Celsus’un burada bulunan heykeli bugün İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir. Roma Mimarı özelliklerini tümüyle yansıtan yapının ön cephesinin dekorasyonu devrin en güzel örnekleri arasında yer alır. Ön cephe kolonları arasında yer alan 4 kadın heykeli " Akıl ", " Kader ",İlim " ve " Erdem " öğelerini sembolize eder. Bu heykellerin orijinalleri bugün Viyana Müzesi’nde bulunmaktadır. Parşömen ruloların, kitaplıkta nemden etkilenmemesi için iki tarafı tuğladan örülmüş kapalı raflarda korundukları belirlenmiştir.Bu kitaplık kendi döneminde dünyanın sayılı bilim adamı ve düşünürünün yetişmesine aracı olmuştur.

Mermer Cadddeden yukarı doğru çıkıldığında Kuretler Caddesi ile kesişen noktada " Aşk Evi " bulunur. Mermer yolda mermer üzerine kazılmış sol ayak ve bir kadın başı görülür. Bu dünyanın ilk reklam panosu olarak değerlendirilmektedir. Az ileride kadın bulunabileceğini haber vermektedir.MS. 1 yy.’la tarihlenen bu ilginç ev, ana bir hol ve bu hole açılan bir çok odadan oluşmaktadır. Aşk Evi’nde bulunan mozaik kız portrelerinin bu evde çalışan kızlara ait olduğu sanılmaktadır.

Efes’te yaşayan zengin Romalı bayan Skolastika tarafından yaptırıldığı anlaşılan hamam MS. 400 yıllarına tarihlenmektedir. Dört bölümden oluşan hamamın Soğunluk Bölümü’nde havuz bulunur. Ayrıca sıcak su buharları duvardan borularla geçirilir. Bu bugünün teknolojisi içinde ve gelişmişlik düzeyi doğrultusunda şaşırtıcı karşılanmaz. Oysa o döneme göre şaşırtıcıdır. Efes’te gelişen uygarlığın düzeyini anlamamız açısından da ilginçtir. Ayrıca tümüyle merkezi sistemle ısıtılan hamam, mermer kullanımının da ilginç bir örneğini oluşturur.

Kuretler Caddesinde en güzel yapılardan birisi de Hadrian Tapınağı’dır. Bu tapınağın geriye cephe alanlığı kalmamıştır. Tapınak Korint üsluplu olup,girişte ortada iki yuvarlak sütun ile yanlarda dikdörtgen birer paye yer almaktadır. Alınlıktaki temel üzerinde " Hadrian " adı zafer tanrıçası " Tyche " kabartması görülür.

Celsus Kütüphanesi’nden Kuretler Caddesine dönüşte sağ tarafta Bülbül Dağı’nın yamaçlarında Efes’li zenginlerin ikamet ettikleri belirtilen evler vardır. Yakın dönemde restore edilerek orijinal durumlarına biraz daha yaklaşanbu evler geniş merdivenlerle caddeye dikey olarak açılmakta, duvarlarında fresk ve mozaiklerle süslü mermer kaplamalar bulunmaktadır.

Hadrian Tapınağı’nı geçtikten sonra biraz ileride solda Trainan Çeşmesi yer alır. Çeşme 5.20x11.09 metre ebadındadır. İmparator Trainan’ın o zamanki dönemde kolosal heykelinin iki kat boyunca yükseldiği ve altından suların aktığı havuz çeşmenin önünde yer alır. Bu iki katlı çeşmenin katlarını süsleyen heykellerden bazıları bugün Efes Müzesi’nde sergilenmektedir. Çeşme MS.11 yy.’da yapılmıştır.

Traian Çeşmesi’nin karşısında Domitian Tapınağı bulunur. MS.1 yy.’da Efes’liler ilk kez Roma İmparatoru Domitia adına bir tapınak dikmişler ve bununla da Roma ile iyi ilişkiler geliştirmek istemişler. Domitian Heykeli bugün İzmir Arkeoloji Müzesi’nde tapınağın giriş altarı ise Efes Müzesi’nde sergilenmektedir. 50 x 10 metre ölçülerindeki tapınağın önünde sunak bulunmaktadır.

Sütunların süslendiği Kuret Caddesi’nde ilerlenerek iki Herakles kabartmasınında yer aldığı zafer takından Devlet Agorası denen alana ulaşırız. 160x73 metre boyutlarındaki Devlet Agorası’nın altında eski çağlara ait kalıntılarda bulunmuştur. MS. 1yy.’da devlet kontrolünde ticaretin yapıldığı dini ve resmi törenlerin düzenlendiği agoranın yanında dört basamakla çıkılan yer Efes’in ticaret borsası gibi bir işlevi olan bazilikasıdır. Bazilika 165 metre uzunluğunda olup MS. 1 yy.’da Romalılarca yapılmıştır. Doğu kısmında ise Bizans Dönemi’nde yapıldığı sanılan Stoa’sı bulunmaktadır.

Efes’in kutsal mekanı sayılan Meclis Sarayı’nın sağ tarafında Hestia Sunağı bulunmaktadır. Bu sunakta sürekli olarak bir kutsal ateş yakıldığı belirlenmiştir. İki Efes Artemis’ininde Belediye Sarayı’nda bulunmuş olması buranın dini açıdan da son derece önemli bir mekan olduğunun kanıtı olarak kabul edilmektedir.

MS. 2.YY.’da Efes’li zenginlerden Vedius Antonius tarafından yaptırılan Odeon’un zamanında üstünün ahşap kaplama olduğu kabul edilmektedir.Yaklaşık 1450 oturma yerine sahip olan Odeon resmi toplantıların yapıldığı bir yer olmakla beraber konserlerinde verildiği bir bölümdü. Odeon’un karşısında Cadde üzerinde bulunan su deposu Odeon’un önündeki bazilikanın ileri ucunda da Vedius Hamamları bulunur. Belediye Sarayı’nın olduğu alandan Domitianus Meydanı’nın doğusundaki binalardan sonra güneyinde Pollio Çeşmesi görülür. Abidevi kemerli çeşme MS. 93 yıllarında Pollio adına inşaa ettirilmiştir. Burada bulunan heykeller bugün Efes Müzesi Salonları’nda sergilenmektedir. Meryem Ana’ya giden asfalt yolun üzerinde Magnesia kapısı görülür.Mermer Caddenin bu kapıya kadar geldiği bilinmektedir. Efes Harabeleri bu noktada sona erer.

zmir ili Selçuk ilçesinde, Ayasuluk Kalesi ile St. John Kilisesi’nin bulunduğu tepenin batı yamacında olan bu cami, kapı üzerindeki kitabesinden öğrenildiğine göre h.776 (1375) tarihinde Aydınoğlu İsa Bey tarafından yaptırılmıştır. Mimarı Ali Bin Müşeymeş ed-Dımışki’dir. Aydınoğlu İsa Bey’in vakfiyesi günümüze gelemediğinden bu cami ile ilgili bilgiler eski gezginlerin yazdıklarından öğrenilmektedir. Evliya Çelebi bu yapıdan söz ederken kitabesini de kaydetmiştir. Kitabe: “Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla bu mübarek caminin inşa edilmesini büyük sultan, Millet fertlerinin maliki, İslam’ın ve Müslümanların sultanı, Devletin, dinin ve dünyanın medarı iftiharı Aydınoğlu Mehmet oğlu İsa emretti. Tanrı mülkünü ebedi kılsın. Ali İbni Dımışki yaptı ve bunu Şevval ayının 9'unda ve 776 (1375) senesinde yazdı”. Cami Selçuk’un (Ayasuluk) Osmanlı yönetimine girmesinden sonra önemini yitirmiş ve cami de kendi haline terk edilmiştir. Zamanla harap olan bu yapı XIX. yüzyılın sonlarında çok bakımsız duruma gelmiştir. XIX. yüzyılın sonlarında bir süre kervansaray olarak kullanılmış, bu sırada da yapıda bir takım değişiklikler meydana gelmiştir. Örneğin; güney duvarındaki mihrap sökülmüş ve yerine bir kapı açılmıştır. XIX. yüzyılın sonlarında kırılan, parçalanan mihrabın üst kısmı İzmir Kestanepazarı Camisi’ne götürülmüş ve oradaki mihrabın üzerine yerleştirilmiştir. Mihrap üzerindeki kitabe frizi de yine İzmir’e götürülmüştür. Ayrıca kuzey ve doğu yönlerindeki kapılardan kitabeler başta olmak üzere mimari parçaları da yerlerinden sökülmüştür. Bu kapıların kitabelerin XIX. yüzyılın sonlarında İzmir’e götürüldüğü kaynaklardan öğrenilmektedir. Yalnızca doğu kapısındaki kitabe Çorapkapı Camisi’nin mihrabı üzerine, kuzey kapısı üzerindeki kitabe de Kestanepazarı Camisi’nin son cemaat yerindeki pencere üzerine yerleştirilmiştir. İsa Bey Camisi Avusturya Arkeoloji Enstitüsü’nün Efes’te yaptığı kazı çalışmaları sırasında G.Niemann 1895’te bu yapıyı da incelemiş ve küçük çapta da olsa düzenleme çalışmaları yapılmıştır. Sonraki yıllarda Milli Eğitim Bakanlığı ve İzmir Vakıflar Müdürlüğü 1934 yılında ortaklaşa bir restorasyon çalışması yapmıştır. 1988 yılında ise Vakıflar Genel Müdürlüğü yapıyı bir kez daha restore etmiş ve düzenlemiştir. Yapının bulunduğu alanın bir yamaçta olması, kuzey ve doğu cephelerini büyük ölçüde etkilemiştir. Bu nedenle de kuzey ve doğu cephelerinde çok az sayıda pencere açılmıştır. Ancak yapının anıtsal görünümü düz bir arazide bulunan güney ve batı cephelerinde açıkça görülmektedir. Batı cephesinde diğer cephelerdeki kesme taş, kireç taşı ve devşirme malzeme uygulanmamış, bütün yüzey düzgün devşirme bloklarla kaplanmıştır. Bezeme yönünden de bu cephe diğerlerinden daha farklı görünümdedir. Cami enine gelişen iki nefli bir ibadet mekânı ile buna kuzey yönünde eklenen revaklı bir avludan meydana gelmiştir. Batı cephesinde cami ile avlu duvarlarının birleştiği noktada anıtsal bir giriş kapısı bulunmaktadır. Kapının iki yanında, zemin kısmında sıra halinde nişler görülmektedir. Günümüzde camekânla kapatılan bu nişlerin aslında aptes alma muslukları olarak kullanıldıkları sanılmaktadır. Bu nişlerin üzerinde bulunan pencereler iki sıra halinde tüm cepheyi kaplamaktadır. Böylece yapıya, alt sırada nişler, üst sırada da pencerelerle cephe üçlü bir görünüm verilmiştir. Buradan iki yandaki merdivenlerle çıkılan mermerden bir taç kapı yer almaktadır. Bunun üzerine de günümüzde şerefeden yukarısı yıkılmış olan minare yerleştirilmiştir. Doğu kapısının üzerinde de bu minarenin bir benzerine yer verilmiştir. Ancak bu minare günümüze ulaşamamış, XVII. Yüzyıldaki gravürlerde de görülmemektedir. Giriş kapısından dikdörtgen planlı, ortasında sekizgen bir havuz olan avluya girilmektedir. Avlunun üç yönden revakla kuşatıldığı günümüze gelebilen izlerden anlaşılmaktadır. Antik yapılardan buraya getirilmiş 12 sütun bu bölümün revaklarla kuşatıldığının kanıtıdır. Geniş kemerlerle birbirine bağlanan bu sütunlar ve duvarlardaki konsollar, tuğla kemer izleri, revaklarının üzerinin örtülü olduğunu da göstermektedir. Caminin ibadet mekânı 18.00x48.00 m. ölçüsünde dikdörtgen planlı olup, ortasındaki sekizer metre aralıklarla dizilmiş dört granit sütunla iki eşit sahna ayrılmıştır. Bunlar mihrap yönünde dik bir sahınla (transept) kesilmiş ve ortaya çıkan birbirine eşit iki mekân yan yana 9.00 m. çapında yüksek kasnaklı birer kubbe ile örtülmüştür. Sekizgen kasnaklı olan bu kubbelerden birincisine Türk üçgenleri ile diğerine de pandantiflerle geçilmiştir. Buradaki büyük sütunların antik limanın yanındaki hamamdan getirildiği sanılmaktadır. Bu kubbelerin dışında kalan bölümler çift meyilli çatılarla örtülmüştür. İsa Bey Camisi Aydınoğulları dönemini yansıtan mimarisinin yanı sıra bezemeleri ile de dikkati çekmektedir. Batı cephesindeki pencere ve giriş kapısı üzerinde zengin ve renkli taş bezemelerle karşılaşılmaktadır. Ayrıca pencerelerde geçme örnekleri ile düğümlü geçmeler birlikte kullanılmıştır. İbadet mekânında mihrap önü kubbesi mozaik çini tekniğinde yapılmış pandantifleri firuze, kahverengi ve koyu mavi renkte çinilerle kaplanmıştır. Bu çinilerin arasına tuğlaların yardımı ile altı köşeli yıldızlar ve altıgenlerden meydana gelen geometrik bir bezeme meydana getirilmiştir.

İzmir ili Selçuk ilçesinde St. Jean Bazilikası ve İsa Bey Camisi’nin bulunduğu Ayasuluk Tepesi’nde bulunan kale VII.-VIII. yüzyıllarda Arap akınlarının yörede etkili olması üzerine Bizanslılar zamanında yapılmış ve şehir koruma altına alınmıştır. Bu nedenle de St.Jean Kilisesi’nin bulunduğu alanın çevresi 20 kule ve onları birbirine bağlayan surlarla çevrilmiştir. Selçuklular ve Osmanlılar da bu kaleyi onarmış ve daha güçlendirerek kullanmışlardır. Kesme taş ve moloz taştan yapılan kale ve surların Ephesos antik kentine yönelik bir de görkemli bir kapısı bulunmaktadır. Bu kapıdan içerisine girilen kilisenin duvarlarında ise Troia kahramanlarından Achileus’un yaşamı ile ilgili bir friz bulunuyordu ki bu friz günümüzde Abbey Galeri’sinde bulunmaktadır. Kapıdan sonraki Atrium 34.70 x 47.00 m. ölçüsünde olup, arazi konumu buradaki duvarların yükseltilmesi ile giderilmiştir. Kalenin anıtsal giriş kapısı dışında biri güneyde, diğeri de batıda olmak üzere iki giriş kapısı daha bulunuyordu. Kalenin ana giriş kapısı yöredeki Roma yapılarından alınmış taşlarla yapılmıştır. Surlar on beş burçla sağlamlaştırılmış olup, günümüzde büyük bir bölümü restore edilmiştir.